Bilgi Ağı

Rosetta Taşı: Hiyerogliflerin Sırrını Çözen Tesadüfi Keşif

4 dk okuma21 Ağustos 2026· 8 okunma

Kaynaklara dayalı, editör kontrolünden geçmiş içerik — editöryal sürecimiz hakkında bilgi al

2/4
İçindekiler
  1. Nil Deltası'nda Bir Tesadüf
  2. Üç Yazı, Tek Metin
  3. Çözümden Önceki İki Yüz Yıl
  4. Young'ın İlk Adımları
  5. Champollion'un Buluşu
  6. Mısırbilimin Doğuşu
  7. Taşın Bugünkü Hikâyesi
  8. Kaynaklar

Bin beş yüz yıl boyunca hiçbir insan, Mısır piramitlerini ve tapınaklarını süsleyen hiyeroglif yazısını okuyamadı. Bu yazı sistemi, MS 4. yüzyılda son kullanımından sonra unutulmuş, anlamı tarihin derinliklerinde kaybolmuştu. 1799'da Nil Deltası'nda bulunan sıradan görünümlü bir taş parçası, bu sessizliği sona erdirecek anahtarı taşıyordu.

Nil Deltası'nda Bir Tesadüf

Rosetta Taşı, adını bulunduğu yer olan Reşid (Fransızcada Rosetta) kasabasından alır. 1799 yazında, Napolyon Bonapart'ın Mısır seferi sırasında, bir Fransız istihkam subayı olan Pierre-François Bouchard, bölgedeki eski bir kaleyi güçlendirme çalışmaları sırasında bu taşa rastladı. Taş, kalenin duvarına yeniden kullanılmış bir yapı malzemesi olarak gömülmüştü ve üzerinde üç farklı yazı bulunuyordu.

Fransız bilim insanları taşın önemini hemen fark etti, ancak 1801'de İngiliz kuvvetleri Fransızları Mısır'da yenilgiye uğratınca taş el değiştirdi. Antikalar Derneği'ne (Society of Antiquaries) sunulduktan sonra 1802'de henüz yeni kurulmuş olan British Museum'a taşındı ve müzenin ilk sergilenen eserlerinden biri oldu. Taş bugün hâlâ orada, müzenin en çok ziyaret edilen parçalarından biri olarak sergileniyor.

Üç Yazı, Tek Metin

Rosetta Taşı'nı bu kadar değerli kılan şey, üzerine kazınmış tek bir metnin üç farklı yazı sistemiyle tekrarlanmış olmasıydı: hiyeroglif (rahiplerin dini ve resmi metinlerde kullandığı resimsel yazı), demotik (günlük hayatta kullanılan sadeleştirilmiş Mısır yazısı) ve Antik Yunanca. Metin, MÖ 196 yılında Mısır rahiplerinin genç firavun V. Ptolemaios'a yönelik bir kararnamesiydi.

Bilginler Antik Yunanca'yı zaten okuyabiliyordu. Bu durum, taşı bir şifre çözme aracına dönüştürdü: eğer üç metin aynı içeriği anlatıyorsa, Yunanca bölüm diğer ikisinin anlamına ulaşmak için bir referans noktası olabilirdi. Ama bu, göründüğü kadar basit bir iş değildi — hiyerogliflerin sesleri mi yoksa kavramları mı temsil ettiği bile bilinmiyordu.

Çözümden Önceki İki Yüz Yıl

Champollion'dan çok önce de hiyeroglifleri "çözdüğünü" iddia eden biri vardı: 17. yüzyıl Cizvit bilgini Athanasius Kircher. Yirmi yılı aşkın bir çalışmanın ardından 1655'te yayımladığı Oedipus Aegyptiacus adlı devasa eserinde Kircher, hiyeroglifleri yazı ile dil arasında bir bağ olmayan, gizemli sembollerden oluşan bir sistem olarak yorumladı. Antik Yunan ve erken Hristiyan yazarların, özellikle Yeni Eflatuncu düşünürlerin metinlerine dayanarak ürettiği "çeviriler", tamamen hayal ürünüydü. Örneğin bir kartuştaki basit bir ifadeyi sayfalarca uzunlukta mistik bir kehanete dönüştürebiliyordu.

Dönemin bazı çağdaşları bile bu yorumlara şüpheyle yaklaştı, ama Latince kaleme alınmış görkemli ciltler pek çok kişiyi ikna etti. Sonraki yüzyılın tarihçisi E. A. Wallis Budge, Kircher'in "hiyerogliflerin anahtarını bulduğunu iddia edenlerin başında" geldiğini, çevirilerinin "saçmalıktan ibaret" olduğunu yazacaktı. Yine de Kircher'in derlediği metin kopyaları, bir asır sonra Champollion'un çalışmasında kaynak malzeme olarak işe yaradı — yanlış bir teorinin bile bilime dolaylı bir katkısı olabileceğinin nadir örneklerinden biri.

Young'ın İlk Adımları

Şifrenin çözümüne ilk ciddi katkıyı İngiliz fizikçi Thomas Young yaptı. Young, hiyeroglif metindeki bazı işaretlerin bir kraliyet ismini, Ptolemaios'un adını, seslendirdiğini gösterdi. Bu, hiyerogliflerin en azından bazı durumlarda salt sembolik değil, fonetik (sesçil) bir işlev de taşıdığına dair önemli bir kanıttı. Ancak Young, bu gözlemi tüm sisteme genellemekte tereddüt etti ve çalışmasını daha ileri götüremedi.

Bilmecenin Can Alıcı Sorusu

Sorun şuydu: hiyeroglifler yalnızca özel isimlerde mi sesçil işlev görüyordu, yoksa Eski Mısır dilinin tamamı bu şekilde mi yazılıyordu? Bu sorunun cevabı, on yıllardır süren tartışmayı bitirecek kişiyi bekliyordu.

Champollion'un Buluşu

Fransız dilbilimci Jean-François Champollion, gençliğinden beri Doğu dillerine ve Eski Mısır'a duyduğu tutkuyla tanınıyordu. Neredeyse yirmi yıl süren çalışmasında Rosetta Taşı'nın kopyalarını ve başka hiyeroglif metinleri karşılaştırarak ilerledi — ilginç bir şekilde, taşın orijinaline hiçbir zaman şahsen bakma fırsatı bulamadı.

"Buldum!" Anı

14 Eylül 1822'de, Champollion başka bir Mısır tapınağından gelen kartuşları (kraliyet isimlerini çevreleyen oval çerçeveler) incelerken bir kartuşun "Ramses" adını fonetik olarak yazdığını fark etti. Bu, hiyerogliflerin sadece bazı özel durumlarda değil, sistematik olarak sesleri temsil ettiğinin kanıtıydı. Efsaneye göre Champollion, bu keşfin heyecanıyla kardeşinin çalıştığı kuruma koşup "Je tiens l'affaire!" ("Buldum!") diye haykırdıktan sonra günlerce süren bir bitkinlikten kendine gelemedi.

27 Eylül 1822'de Champollion, bulgularını Paris'teki Académie des Inscriptions et Belles-Lettres'te resmen sundu. Bu tarih, Mısırbilimin (Egyptology) doğum günü olarak kabul edilir.

Mısırbilimin Doğuşu

Champollion'un çözümü, hiyerogliflerin hem sesçil hem de kavramsal işaretler içeren karma bir sistem olduğunu ortaya koydu. Bu buluş, beş bin yıllık bir uygarlığın kayıtlarını — firavunların yıllıklarından günlük ticaret belgelerine, dini metinlerden aşk şiirlerine kadar — birdenbire okunabilir hâle getirdi. Champollion'un yöntemi, bugün hâlâ Mısırbilimcilerin temel aldığı çözümleme ilkelerinin temelini oluşturur.

Thomas Young'ın erken katkısı da bilim tarihinde önemini korur; iki bilgin arasındaki öncelik tartışması on dokuzuncu yüzyıl boyunca sürmüş olsa da, günümüzde çoğu tarihçi ikisinin çalışmasını birbirini tamamlayan aşamalar olarak değerlendiriyor.

Taşın Bugünkü Hikâyesi

Rosetta Taşı'nın Londra'da sergilenmesi, günümüzde de tartışmalı bir konu. Mısır, taşın kendi topraklarında keşfedilmiş bir ulusal miras eseri olduğunu belirterek zaman zaman iadesini talep ediyor. British Museum ise taşı koleksiyonunun en önemli parçalarından biri olarak korumaya devam ediyor. Bu tartışma bir yana, taşın bilim tarihindeki yeri tartışmasız: bugün "Rosetta Stone" ifadesi, İngilizce'de herhangi bir bilmecenin çözümüne giden kritik bir ipucunu tanımlamak için mecazi bir deyim hâline gelmiş durumda — dilin kendisi kadar kalıcı bir miras.

Kaynaklar

Rosetta TaşıMısırbilimhiyeroglifChampollionantik tarih

İlgili Makaleler